Dancer in the Dark (2000) poster

Dancer in the Dark (2000)

Tags
Director
Country
Spain
Runtime
140 minutes
gkhn. 0 yaşındaki oğlu Gene ile birlikte karavanda yaşayan Selma (Björk), Çek asıllı bir göçmendir. Selma evlerini, kapı komşuları olan yerel polis Bill (D. Morse) ve karısı Linda'dan kiralamıştır. Bill ve Linda, Selma ile oğluna Amerika'ya geldiklerinden beri göz kulak olmaktadırlar. Selma, paslanmaz çelikten lavabolar üreten bir fabrikada işçi olarak çalışmakta; kalan zamanlarında da eve iş götürerek ek gelir sağlamaya çalışmaktadır. Ancak Selma kalıtsal bir hastalık yüzünden görme yeteneğini hızla kaybetmektedir. Kendisiyle aynı kaderi paylaşmaması için Gene'yi ameliyat ettirebilecek parayı biriktirmek, Selma'nın hayattaki tek amacıdır. Bu zorlu yaşamda Selma'nın tek lüksü, müzikallerin büyülü dünyasıdır. En yakın arkadaşı Kathy (C. Deneuve), Selma'yı mutlu edebilmek adına, ünlü bir müzikalin amatör prodüksiyonunda onunla birlikte rol almayı kabul eder. Her şey yolunda giderken, Selma'nın oğlu için biriktirdiği paradan haberdar olan Bill'in başka planları vardır...

Boddah profile photo
Boddah
Tabiri caizse Lars Von Trier bir müzikal üzerine ağıt yazmış resmen.İzlerken ağzımın burnumun dağıldığı,kendimi koyverip salya sümük ağladığım nadir filmlerden biridir.Björk gibi sıra dışı bir kadının,oldukça sıra dışı bir yönetmenin filminde oynaması harika bir seçim olmuş,Sinema tarihinde beynime kazınmış I've seen it all gibi muhteşem bir sahneye sahip olan,izlediğim için kendimi şanslı hissettiğim bir Trier destanı.

-spoiler-
‎- Neden gözün kapalı yürüyorsun?
- Bütün yolları ezberledim
- Ama düşebilirsin
- Bütün düşüşleri de ezberledim.
-spoiler-
7
2 months ago
slymndgn profile photo
slymndgn
dogma 95 akımı ve Trier yine sert eleştiren bir film söz konusu trier olunca bunları çok görmemek lazım..
0
11 months ago
esarialtin profile photo
esarialtin
Bjork'un acayip bir kadın olarak hayatımıza girdiği ve tüm sevgililerimizi ona benzettiğimiz, benzetmeye çalıştığımız yıllardı. Bu Filmde o yıllardan muhteşem bir anıdır. Kesinlikle izleyin, üstüne gidin Medulla albümünü dinleyin... Size o yıllardan kalma başka bir Bjork hikayesinden bir kuple paylaşayım . Alpay Öktem Yazmış. Sıkıldım kendimi ağır bir yük gibi sırtımda taşımaktan. Bir an kontrolü elden bıraksam, bir an dalsam gündelik hayatın hayhuyuna, pejmürde bir adam yerleşiyor içimdeki boşluğa. Hiç tanımadığım biri kapıyı aralık bırakıyor sanki bedenimde. Minik minik şeyler içime sızıyorlar. Bir de küçük kız dudaklarıyla yanağımdan öpmeye yeltenenler oluyor, onların saçını okşuyorum sadece ve onların hayatını da ağır bir yük gibi sırtımda taşımaya gönüllü oluyorum. Parmağımı kaldırıyorum ders bittiği halde.

Tenha; bugünlerde, yani yağmurlu, kasvetli akşamların iç açıcı günlerinde sevdiğim sözcük oldu. Sözcükler de canlı mıdır bilmiyorum ama benim "tenha"m kıpır kıpır. Hareketli ve hareket ettikçe kendi içine kapanan, daha doğrusu kapaklanan bir sözcük. Seviyorum onu. Kapı çalınsa, açtığımda Björk çıksa karşıma, hay hay içeri girse, hay hay temelli kalsa... diye bir hayal kurmaya, belki de kendimi kandırmaya çalışıyorum. Hep mi bürokratlar, mafya liderleri, pavyon fedaileri kandıracak beni? Bu kez kendime tanıyorum bu ayrıcalığı ve emekli bir sulh ceza hakimi gibi tek başıma içiyorum bütün suçsuz şarapları.

Her şarap suçsuzdur, şarabı suç unsuru haline getiren, zaten kendisi de tuhaf bir unsur olan insandır diyeceğim, konu dağılacak o zaman. Björk arada kaynayacak. Oysa kaynayabilen ama arada olmayı hiç hak etmeyen biridir Björk. Nereden biliyorsun diyeceksiniz; şarkılarından tabii. Sol anahtarının, vurmalı ve üflemelilerin doğurduğu hayatı bütünsel anlama hali bu.

Gelse de, temelli kalsa da, her kadın gibi günün birinde çeker gider Björk. Çünkü kadınların "Gitme noktası" vardır. Daha doğrusu, kadınların en önemli iki noktasından biridir bu. Diğeri, yani "G" noktası bambaşka bir yazının konusu olabilir ancak. O yüzden es geçiyorum şimdilik. Evet, aynı suyun kaynama ya da donma noktası gibi, noktalı yerleri birleştirdiğimizde ortaya çıkan "noktalı yerleri birleştirme eğrisi" gibi fiziksel, ruhsal ve bedeni, yani tamamen bilimsel bir gerçektir "gitme noktası."

Bedenidir dedim ya, sakın bedevi dediğimi sanmayın. Yalnızca sözcük benzerliği, hadi bilemedin ses benzerliği var burada. Gerçeklerin birbirine benzemesi, yani reel bir benzeşme yok asla. Çünkü bir bedevi, çöl açısından serap, benim açımdansa simülasyondur. Spekülasyondur hatta. Çöle göre de, bana göre de yoktur bedevi falan. Yalandır bunlar.

Neyse, hayat gelip de o hassas noktasına tekabül ettiğinde çeker gider her kadın. Elbette geldiği gibi, her kadın gibi Björk de gider. Giderken, diş fırçasını unutur banyodaki aynanın önünde. Böylece unutulmaz olur. Atsan atamazsın o fırçayı, kaldırıp da gözünün görmediği bir yere, diyelim çekmecenin en dibine saklamaya çalışsan, yapamazsın. İçin acır! Öyle, aynanın önünde durur o diş fırçası. Dokunamazsın. Bakar bakar ağlarsın sadece.

Giden sevgilinin diş fırçasına bakıp bakıp ağlamak aşktır! Çünkü bir diş fırçası asla sadece bir diş fırçası değildir.

Bunu Björk dinleyen, dişini fırçalayan ve sevgilisinin dişini fırçaladığı anı, o görüntüyü dünyanın en önemli filmiymiş gibi hayatının sonuna kadar gözlerinin önünde taşımayı becerebilen herkes bilir. Aşk bir andan, bir görüntüden, belki de basit bir diş fırçasından bile kopamamaktır. Birleşmek değildir, kopamamaktır aşk!

Sonunda Björk gider, ben dönerim kendi "tenha"ma. Suçsuz bir şarabı son damlasına kadar içerim. İçmek, son damlaya dek uygulanan bir eylemdir zaten. Birazını içmek diye bir kavram yoktur. Yalandır. Bardakta ya da hayatta, yarım bırakılan her şey kendimizi ıskaladığımızın kanıtıdır.

Björk gider, muhakkak gider, bir daha çalınmaz kapım. Aşk, aslında kapın olmadığını, çalanın kendi kapısını da yanında getirdiği, aslında kendi kapısını çaldığını, senin bir başkasının kapısını yanlışlıkla açtığını anladığın an başlar. Yeniden başlar!

Çünkü bittikçe başlayan, gittikçe geri dönülen ve unutulan diş fırçasına bakıp bakıp ağlanılan bir şeydir aşk. Korkuludur, acıdır, acıklıdır biraz!

Alpay Öktem

Kaynak | Penguen 2005/50
1
over 1 year ago
TolgaKARA profile photo
TolgaKARA
Yönetmen Lars von Trier boru mu yani. Elbet filmi izledikten sonra uygusal olarak bir şok yaşayacaksın.
0
almost 2 years ago
eminuk profile photo
eminuk
Müzikal müzikal dediler müzikal sevmeme rağmen korkuttular , neredeyse filmi izlemeyecektim. Son anda hatanın bir yerinden dönüp kara ulaştım. İzlerken ne hissedeceğimi bilemedim, Björk'ün yavru kedi bakışları, şarkı söylerkenki sevimliliği bana tuhaf duygular yaşattı. Resmen filmin bir konusu yokmuş da seyirci "duygu testi"ne alınıyormuş gibiydi. Yok oğluymuş, kör olacakmış, hapise düşmüşmüş, bunlar hep arka planda verilmiş sanki. Normalde son sahnesinde ağlamam gerekiyordu, tam gözyaşı düşecekken son anda Björk'ün şarkısıyla vazgeçti yüzümde bir gülümseme oluştu. Bunu okuyanlar muhtemelen bir şey anlamayacaklar çünkü ben de bu halimden hiçbir şey anlayamadım. Konusunu şöyle bir kenara bırakıyorum, sırf bana yaşattığı bu duygulardan ötürü sevdiğim, kıymetini bileceklere de tavsiye ettiğim bir film.
4
almost 2 years ago
EntelKarinca profile photo
EntelKarinca
O son sahnede mahvoldum. O nasıl sondu öyle ya. Yazık kadına :(
2
2 years ago
eskon profile photo
eskon
gözleri gittikçe körlük seviyesine gelen bir kadın. aynı zamanda fabrika işçisi. bir erkek çocuğu var ve kocası yok. yeterince karanlık mı?
0
2 years ago
thirdman profile photo
thirdman
björk'le olan ilişkim 93 ve ya 94 senesinde Mtv de kendisini dinlemem hemen akabinde gidip albümünü satınalmamla başladı... o zamandan bu yana yaptığı her işi takip ettim... Dancer in the dark her ne kadar Lars'ın eseri olarak algılansa da björk ün varlığı sadece oyuncu olarak değil müzisyen olarak da filmi çok üst düzeye çıkartıyor... filin müziklerini yapan, müzikal farklılığını filmin her saniyesinde hissettiren bu hatun olmasaydı, film fazla öteye gidemezdi bence... Filmdeki bazı sahnelerin kieslovski'nin "öldürme üzerine kısa bir film" ine gönderme olduğunu düşünsem de bu 2 filmin de gerçekçi yapısı onları benzer kılıyor olabilir... her ne denirse densin sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri, müzikleri de öyle....
1
2 years ago
RussellCroweHayrani profile photo
RussellCroweHayrani
Bu film o kadar muhteşem ki en kalpsiz adama bu filmi izletsek oturup çocuk gibi ağlar. Harikanın ötesinde bir film
0
over 2 years ago
KARAGEYIK profile photo
KARAGEYIK
Sıra Dışı yönetmenin en sevdiğim 2 filminden biri. Henüz izlememişseniz isleyin.
0
over 2 years ago
MinDFoRCe profile photo
MinDFoRCe
cannes'dan aldığı ödülü sonuna kadar hak eden bir drama. müzikal sahneleri oldukça başarılı. europa ve breaking the waves'den sonra arka arkaya 3. kez budalalık derecesinde ''iyi'' bir insanın yaşadıklarına şahit oluyoruz. bir budala saflığını ve temiz yürekliğini zorlamalara, insanlara (sadece kötülük yapanlara değil, iyilik adı altında anlayışsız ve kırıcı davrananlara da dayanıyor kahramanımız) ve hayata rağmen koruyabilir mi? sorusuna cevap vermekle kalmıyor trier, izleyicinin de yüreğini burkuyor. bittiğinde kendimi bir savaşta yaralı çıkmış gibi hissettim.
1
over 2 years ago

Who liked Dancer in the Dark

Who wishlisted Dancer in the Dark

Shelves that Include Dancer in the Dark

Interesting content shared about Dancer in the Dark

^ Back to Top