Protesto (La haine) (1995)

Protesto (1995)
La haine

Puan Like 8.0 / 9 kullanıcı
Senin Puanın
Yönetmen
Ülke
Fransa
Süresi
98 dakika
kaptankaptanim profil resmi
kaptankaptanim
Nefret eğer kontrol altına alınmazsa nefreti kullanmayı seçeni yok eder. Bu bir kişi de olabilir bir toplum da. Peki bu nefret nelerden beslenir? Baskı, kültürel farklılık, eksiklik hissi, kompleksler, itibarsızlık vb. Peki nedir bunları hissettiren? Sistemde adilane olmayan durumlar. Bunu sadece odak noktasındaki karakterler ya da diasporalar için söylemiyorum. Polisler de aynı nefretin köleleri olmuş bir topluluktur. Banliyölere karşı doldurulmuş ve güvensiz hissettikleri için şiddete de nefrete de başvurmayı gereklilik haline getirmişlerdir. Bunu yaratan sistem başından beri bize sonucun çözümsüzlük olduğunu hissettiriyor. Ellinci kata gelene kadar her şey yolunda de ve sonunda bir düşüş yaşayacaksın ama önemli olan çakıldığın andır. Film gerçek anlamda bir downfall ı temsil etmekte. Arap, Yahudi ve Siyahi üç ayrı etnik kültür, üç ayrı kişilik karşımızda paylaştıkları tek şey aynı hayatı yaşıyor olmaları. Filmde yer yer karşımıza başka kültürler de çıkıyor. Marketteki Çinli, Latinler, Rus, Yunan, Hintli gibi gibi. Banliyödeki yaşantının gerilimine dikkat çekerken azınlıkların bir arada bulunması içlerinde var olan potansiyel katili haklılaştırmaları gibi durumlar da görüyoruz. Ve elbette görmek, göstermek, inandırmak, ikna etmek yetiyor. Yaşam alanları, güvenli hissettikleri alanlarda var olmaya çalışıyorlar. Çoğunun eyleme geçme fırsatı yok var olmaları da yetmediğinden itibar kazanmak istiyor. Mal canın yongasıdır diyerek maddeye duydukları hassasiyet, paylaşımsızlık, geçimsizlik artıyor. Bunu kendi eşyalarına bile korumacı yaklaştıkları sahnelerde anlıyoruz. Karakterlerin biriken nefreti zaman zaman saldırganlıklarının bile birbirlerine yönelmesine neden oluyor. Neyse ki burada karakteristik özellikler devreye giriyor. Said daha toy daha romantikken Vinz daha başına buyruk, fevri hareket eden; intikam hırsıyla yanıp tutuşan ve Hubert ise daha asil ve bilge olarak karşımıza çıkıyor. Ve birbirlerini tanımayan, güvenmeyen ama anlayan kişiler olarak yalnız olmadıklarını anlamalarını sağlıyorlar. Film boyunca söylenen liberte egalite fraternite naraları çözümsüz kalıyor. Ki bunu tuvalet sahnesinde zaten aşağı yukarı görüyoruz. Kamera açıları ile birbirlerinin yerine konan kişiler, aslında farklı olmadıkları durumları belli edilirken, karşıt ve ayrıcalıklı durumları ile de çelişki yaşatıyor. Said'in gösterildiği ilgi türüne göre değişken yapısı, Vinz'i rahatsız ederken Vinz'in de hastalıklı düşünceleri Hubert'i rahatsız ediyor. Hatta Said'in arabadaki bildiği bir konuda ona inanmaları için bir kişiye daha ihtiyacı olması da acı bir durum doğuruyor. Birbirleri ile anlaşamayan ama yaşamak için birbirine muhtaç insanlar oluveriyorlar. Tuvalet sahnesindeki tuvalet örneğinde kaçan treni hayat ve hayaller, rahatlamak için duran adamı kendi yerimize koyarsak ne uğruna neyi feda ettiğimiz ortaya çıkıyor. Kısa vadeli çözümler için her seferinde fırsatı kaçırıyoruz. Taksim'den Beylikdüzü'ne gidip geliyorum uzun zamandır. Ve her seferinde "İstanbul senin" sloganına denk geliyorum bilboardlarda. Arada bir trafik esnasında İstanbul senin ..... dediğim de oluyor. Ama İstanbul bizim. Yaşam alanımız neresiyse orası bizim dünyamız. Birbirimize karşı doğrultmamız istenen silahı yani nefreti yok etmek imkansız. Ama burada da dendiği üzre çakılana kadar her şey yolundaymış gibi davranmaya devam edeceğiz. Çözümsüzlüktür sistemin en büyük silahı. Belirsizlik de cabası. Bizler biyolojik olarak ilkel çağlarda yaşamak için tasarlandık ve bu gerekliliği yerine getiremediğimiz her vakit içimizdeki saldırganlık daha da artıyor. Hayvanlar çocuk doğurur ve bir süre bakıp doğaya salar çünkü doğanın gereği budur. Ya da bir aslan ceylanı öldürür çünkü besin ihtiyacıdır. İnsanın içinde var olan faşizm tek bir hayvanda bile görünmez. Habitatımızda yaşamıyoruz. Doğduğumuz an masumuz ancak artık hayvanı değil insanı taklit ederek gelişiyoruz. Bu da önceliklerimizin temel ihtiyaçlarımız olmasından uzaklaştırıyor bizleri. Hayvanat bahçesi göndermesi burada gene önemli; sağa sola saldıran hayvanlarız ve kapattıkları, işaretledikleri, kategorilerine ayrıdıkları bloklar ya da mahalleler de bizlerin kafesleri. Doğayı yok etmelerinin en büyük nedeni gerilla ayaklanmalarının, isyanların mümkünsüz kılınması. Eleştiri doğru, tanrı(artık her ne ise) bize inanmıyor. Çünkü bütün kozlarımızı sisteme kaptırdık. Bireysel özkıyım gerçekleşmediği sürece dünya kocaman bir banliyö.
2 ay önce
eminuk profil resmi
eminuk
Öncelikle film güzel bir sistem eleştirisi olmuş. Aynı zamanda da insan betimlemeleri de bir harika. Ama ben karakterleri sevemedim, bu sebeple empati kurmak da içimden gelmedi. Tek yaptıkları kavga çıkarmak, uyuşturucu kullanmak, bir şeylere zarar vermek olan dişe dokunur tek bir eylemi olmayan insanların yok sistem şöyle, polisler böyle diye ahkam kesmesi hiç hoşuma gitmiyor. Öldüklerinde ya da zarar gördüklerinde üzülemiyorum. Evet var böyle tipler, filmin amacı bu filmleri sempatik göstermek mi bilmiyorum ama ben bu kişilerin protestolarını da ciddiye almıyorum. Film boyunca kocaman adamlar saçma sapan hareketler yaptılar ve davaları nedir, hangi düşünceyi desteklerler hiç bilemedik. Bu tür bir yaşam tarzını haklı çıkaracak hiçbir sebep yoktur gözümde. O yüzden filmi sevdim, karakterleri sevemedim.
2 yıldan fazla önce
Rainbow profil resmi
Rainbow
Toplumsal dışlanmaların aslında herkes farkında ...Önemli olan her şeye rağmen gözüpek olabilmek...Helal sana vincent cassel...İçtenliğin yine muazzammm
2 yıldan fazla önce
slymndgn profil resmi
slymndgn
Düşen bir toplumun hikayesi..
2 yıldan fazla önce
Lessienn profil resmi
Lessienn
aslında filmi en iyi yine kendileri özetledi, düşen bir toplumun hikayesi bu.gitgide düşerken kendini rahatlatmak için şunu dermiş:'' şimdiye kadar her şey yolunda.'' olay Fransa'nın varoşlarındaki ötekileştirmeyi ele alsa da rahatlıkla her millete her ülkeye pay çıkartılabilir.varoluş mücadelesinde şiddetin yerine de güzel değinilmiş.bi sorgulamaya itti beni açıkçası.
3 yıldan fazla önce
yazcsefa profil resmi
yazcsefa
Sokaktaki hayata oldukça gerçekçi ve acı bir bakış. Film başından beri sürükleyici bir şekilde ilerledi ve harika oyunculuklar filmi aldı götürdü. Anlattıkları yaşanmış, yaşanan ve yaşananacak şeyler. Finali adeta tokat gibiydi. Kalbim duracak sandım. Film de en çok şu ihtiyarın üç gençle tuvalette konuştuğu bölümü sevdim. '' Tanrı' ya inanıyor musun, yanlış soru; asıl soru Tanrı bize inanıyor mu? ''
4 yıldan fazla önce
Ricky.McFloyd profil resmi
Ricky.McFloyd
Sonuna kadar bir patlama bekledim. Biraz geç de olsa geldi ve şok etti, filmin kalanı ise müthiş bir kıvamda olmasa da akıcı ve kendini izlettiriyor. Üç banliyö serserisinin hemen hemen 24 saatine tanık oluyoruz filmde.
4 yıldan fazla önce
SoulArt profil resmi
SoulArt
Vincent gerçekten kaliteli bir aktör olayı yaşıyor sanki oynamıyor. Film gayet başarılı tavsiye olunur
neredeyse 5 yıl önce
eskon profil resmi
eskon
Fransız banliyolarındaki kokuşmuş hayatlar. fransayı sadece eyfel ve ''elize''den ibaret görenler bir göz atsın derim
5 yıl önce
omurr profil resmi
omurr
"Şimdiye kadar herşey yolunda " süper di
5 yıldan fazla önce
BlackPeter profil resmi
BlackPeter
"önemli olan düşüş değil,yere inmektir." gerçekten güzel bir film.
5 yıldan fazla önce
capote profil resmi
capote
filmin konusu ve anlatımı dışında çekim tekniği olarak arka fon yaklaşırken karakterlerin sabit kaldığı sahne çok başarılı bence.
5 yıldan fazla önce