Sürpriz bozan içerir------->>>>> Genç zihnin hayat motivasyonu ile orta yaş bilgeliği arasındaki çatışmanın başrolde olduğu güzel bir yapım. Zamanın beden ve zihin üzerindeki değişimi genç ve yaşlı aynı kişinin aynı anda var olabildiği bir teknoloji ile gösterilmiş. Bu ayrımı net bir şekilde yaptırıyor. Bireyin zamanla geçirdiği değişimle bambaşka bir insana dönüşmüş olmasının yarattığı kaosu izliyoruz. Öyle bir değişim ki iki karakterin aynı kişi olduğu birden fazla kez belirtilmesine rağmen kesinlikle aynı kişi değil! Zaten film, Elisabeth ve Sue isimlerini vererek karakter ve kişilik özelliklerinin farklı olduğunun ilk belirtisini vermiş diye düşünüyorum. Güzellik algısının bu dereceye geldiği toplumda erkeklerin rolü de gösteriliyor. Filmdeki programın yapımcısının genç ve güzelleri ekrana taşıması toplumun güzellik algısını yansıtırken, yapımcının bireysel olarak genç ve güzellere ilgi duyması da erkeklerin bakış açısını gösteriyor. Bu algılar filmde uç safhalarda yansıtılmış. Kadın oyuncu seçilmesinin güzelliği kadına yakışıklılığı erkeğe layık gören algının sonucu olduğunu varsayarak baş karakterimiz erkek olsaydı güzellik değil yakışıklılığın ekran süresini dolduracağını ve filmin cinsiyetten bağımsız değerlendirilmesi gerektiği düşünüyorum. Nedense başrol için Brad Pitt uygun gibi geldi :-) Film bu algıları doğru-yanlış olarak sınıflandırmıyor. Bunu ileyicinin motivasyonuna bırakıyor. Sahip olmak istediğin ile sahip olman gereken şeylerin farkına varmanı hedefliyor gibi. Cinsiyetten bağımsız olarak Elisabeth gibi mi olmak istersin Sue gibi mi? Bu seçim belki de filmin ana teması olan güzellik algısının toplumdaki yansımasını değiştirecek gibi. Filmin izleyicinin tercihine ya da zihnine sunmadığı en net savunusu, insanın zamanla farkında bile olmadan bambaşka biri olacak kadar değiştiğidir. Filmi izlerken Theseus'un gemisi aklıma gelip durdu. Bu durum ilişkilerin de süreğen olmadığını değişimin taraflarca her zaman gerçekleştiğini vurguluyor. 20'li yaşlar ile 50'li yaşlardaki bu denli değişiklik ya kabulleme ve alışmayı doğuruyor ya da ilişkiyi sonlandırma isteğini. Filmdeki Elisabeth ve Sue sonlandırmayı seçecek kadar ayrı kişiler artık.
Hak edilmiş tüm adaylıklarının yanında, görsellik ile birlikte iğrenmemizi ve rahatsız olmamızı sağlayan mükemmel ses dizaynı için de bir adaylık almasını beklerdim. Beden/kabul edilme kaygısı yanı sıra bağımlılığı da çok güzel bir şekilde işleyen ( Ara ara Requiem for a Dream'i andıran) güzel bir body horror filmi
çok beğenerek çok severek izledim son zamanlarda yapılan en etkili yapımlardan biri Demi Moore adaylığı sonuna kadar hak ediyor , film de her türlü önermesini sonuna kadar izlerken size yansıtıyor ve düşündürtüyor mutlaka izlenmesi gereken bir film.
Bu saatten sonra dudak dolgusu yaptıran bile namerttir. :D Çok ses var beğenen beğenmeyen, izleyip kendiniz karar verin, şans verilebilir. İyi seyirler.
Delilik ve dahilik arasındaki ince çizgiyi baya kalınca delilik tarafına doğru geçmiş olan film... halbuki ne güzel başlamıştın ne güzel ilerliyodun ne de güzel eleştiriyodun toplumsal güzellik algılarımızı... lost çok bozdu derler bi de asıl seni izlesinler
++Bozulan güzellik algımıza ve asla geri dönmeyecek evrensel ahlak normlarına kor ve de gore bir eleştiri olmuş.Son sahnede evet bende abartmayın dedim ama bitince üzerine düşündüm instagramdan çıktım ve tamam ok haklı olabilirmiş yönetmen :)
İnsanın içindeki özüne, en iyi versiyonuna ulaşmak böyle bir şey olsa gerek. Modern toplumun getirdiği güzellik ve çarpık değer algısı üzerine sert bir eleştiriyi güzel bir hikâye üzerinden sunmuş. Beden ve fiziksel kusuruz görünüşün "bir olmak/olabilmek" üzerinden izleyici de neyin gerçek ve kusursuz olduğuna dair de sorgulatıyor. Başarılı bir sinematografisi var. Zira Demi Moore ve Margaret Qualley'de öyle. Filmin malum kısımdan sonrasını izlemek zorlasada çok da uzatmamak gerekiyormuş diye düşünüyorum.
En sonunda hepsi bir rüyaymışa bağlasalar mantıklı olurdu. Ne saçma sapan bir bitiş. Bu kadar da saçmalanmaz yani. Bi de Cannes da en iyi senaryo ödülü almış, hay Allam yarappim 😁🤣
Film bu algıları doğru-yanlış olarak sınıflandırmıyor. Bunu ileyicinin motivasyonuna bırakıyor. Sahip olmak istediğin ile sahip olman gereken şeylerin farkına varmanı hedefliyor gibi. Cinsiyetten bağımsız olarak Elisabeth gibi mi olmak istersin Sue gibi mi? Bu seçim belki de filmin ana teması olan güzellik algısının toplumdaki yansımasını değiştirecek gibi.
Filmin izleyicinin tercihine ya da zihnine sunmadığı en net savunusu, insanın zamanla farkında bile olmadan bambaşka biri olacak kadar değiştiğidir. Filmi izlerken Theseus'un gemisi aklıma gelip durdu. Bu durum ilişkilerin de süreğen olmadığını değişimin taraflarca her zaman gerçekleştiğini vurguluyor. 20'li yaşlar ile 50'li yaşlardaki bu denli değişiklik ya kabulleme ve alışmayı doğuruyor ya da ilişkiyi sonlandırma isteğini. Filmdeki Elisabeth ve Sue sonlandırmayı seçecek kadar ayrı kişiler artık.
Beden/kabul edilme kaygısı yanı sıra bağımlılığı da çok güzel bir şekilde işleyen ( Ara ara Requiem for a Dream'i andıran) güzel bir body horror filmi
Ne saçma sapan bir bitiş.
Bu kadar da saçmalanmaz yani.
Bi de Cannes da en iyi senaryo ödülü almış,
hay Allam yarappim 😁🤣