Filmi beğendim. Sıkmadan ilerleyen merak uyandıran bir yapısı var. Görsel efektleri ise gayet başarılı. Hugo weawing'in oynadığı baba karakteri çok etkileyici idi. Savaşı gören birinin oğullarını savaşa göndermemek için direnmesini dikkat çekici ve oldukça haklı buldum. Travmaları da net bir şekilde anlatılmış. Bu anlatımlar olmasa Desmund'a destek vermesinin altı boş kalırdı diye düşünüyorum. İzlenmeye değer bir film. Gerçek bir hikaye olsa da bana kalırsa oldukça eklemeler yapılmış. Hatta gerçek hikaye denmesini haksız çıkaracak kadar mantığa uymayan yerleri olduğunu düşünüyorum. Birkaç sahne oldukça dikkatimi çekti. Desmond'un duasını bekledikten sonra taarruza kalkıyorlar ve öncesinde japonların atış kabiliyetleri çok iyi iken dua sonrasında pek vurulan gösterilmiyor ve kazanıyorlar. İnanç cesaret verebilir ama karşı tarafın atış kabiliyetini sıfıra indireceğini sanmıyorum. Sonuçta onlarında inancı var. Açıkça inançlar arasında üstünlük savunulmuş gibi hissettim. Çavuşu kurtarırken eline silahı aldığında ateş edeceğini sanan tek kişi değilimdir herhalde :)) Bir diğer dikkatimi çeken de Desmond'ın dağdan askerleri indirdiği sırada 2 de japon askeri indirdiği fakat onların revire yetişemediği söyleniyor. Desmond'un çabalarına rağmen amerikan askerleri mi öldürdü yoksa aldıkları yaralar sebebiyle mi revire yetişemediler söylenmiyor.
Çok etkileyici bir hikaye .Gibson'ın bakış şeklini seviyorum zaten. İzlediğim 4 yönetmenliği de aynı derecede harika işler. Ha elbette "güzelleme" yaptığı sahneler yok değil,bu onun imzası gibi zaten abartmayı seviyor yer yer. Sorun değil, ben de severim :) . Fakat inanç üzerine söyledikleri öyle güzel ki... Bu filmdeki övgü herhangi bir din veya herhangi bir insan için değil bence ,övgü inancın kendisine, inanmanın gücüne. İzlediğim en iyi savaş filmlerinden belki de en iyisi oldu diyebilirim,gerçek hikayeden uyarlaması buna imkan veriyor yeterince, sinematografik keyfide cabası. Zaman ayırıp izlemeye değer.
Şimdi havada uçan el bombasına tokat atan bir Türk olsaydı yazılmadık absürtlük kalmazdı. Fakat adam mermiye kafa atmış yani sonuçta. Film gerçek bir hayatı anlattığı için sinemaya tam aktarılamamış gibi yani yer yer kopukluk var. Bol bol Japon askeri ölüyor ama savaş sahneleri için Mel Gibson'ı kutlamak gerekir. Filmin kötü yanı Amerikan propagandası, onun dışında izlenir.
Şimdiye kadar izlediğiniz bütün savaş filmlerini unutun . Başlangıcında ''True Story '' yazmasaydı he canım yok artık daha neler derdim . Ama şu an şaşkınım .Ne demişler ummadık taş baş yararmış . Demek ki insan silahsız da savaşabiliyormuş . İmanın gücü işte :)
İnancı gerekçesi ile yargılanan pek çok ötekileştirilen olguyu ya da insanı savunan bir yapım. Mel Gibson'un tutucu yanını bırakamayışının kanıtlarından biri. Her ne kadar Apocalypto gibi bir şaheser yaratmış olursa olsun Hacksaw Ridge'de olduğumuz kişiden dönemeyiz düşüncesi ile yüzleşilmiş sanki. Kendisi de hayatı boyunca Amerikan bağımsızlık mücadelesi için savaşmış kimliklerle filmler çektiğinden belki de çok eleştirildi ve günah çıkartmak ve aslında olduğu kişiyi savunmak istedi. Beni bu halimle kabullenin dedi bilemeyiz. Ben başarılı bir çaba olarak görüyorum bunu. Bir filmde olması gereken her şey vardı. Sıkmadı, ağır ilerlemedi, eksik bırakmadı, etkiledi, aile etkisini sundu. ikonografik yaklaştığı sahneler oldu. Önsezi yarattı, beklenti karşıladı, doyurdu. Metaforlara ve mecazlara ulaşma yolunda alegorik anlatımlar verdi. Habil Kabil detayına dikkat çekmesi ile filmi bunun üzerine kurulmuş olduğu ipucuyla mest etti. Aslında habillerin yaşayabilmesi için kabiller gerek. Kardeşlik = dostluk. Bir insan ölmeden de şehitlik mertebesine bulutlar arasında ve yüksekte ulaşabilir. Yargıyı katleden bir film olduğu için beni çekti. İçinde kaybolmadım yer yer yabancılaştım özellikle rüyalarla bunu yaşattı ve insanın bu tarz eleştirel yaklaşımlar içinde zaman zaman filmden kopması gerekir. Çünkü popüler kültürün de bizde deneyimleme fırsatı sunduğu alanlar nedeniyle ister istemez taraf tutuyoruz. Call of Duty oynayan biri olarak kendimi yer yer ulan be! Afferim! Hah şöyle derken buldum. Ve bunları aslında estetize edilmiş cinayet sahnelerinde yaşadım. Rahatsız da oldum. Ama bir iki gestus sayesinde yabancılaştım ve olaylara tarafsız bakma fırsatını yakaladım. Tüm savaş karşıtlarının izlemesini diliyorum. İnancın olmadığı tek alandır savaş. Çünkü bireysel ilkeler önemsenmez. Ulusların hayatı olabilirmiş gibi.
Mel Gibson'dan tam bir şaheser. Oyuncuların performansı çok iyiydi. Gerçek bir hikaye olması ise insanı filme daha çok çekiyor. Savaşın ne kadar kötü bir şey olduğunu muazzam sahnelerle bizlere sunmuşlar. Çok başarılıydı. Kesinlikle izlenmeli.
şu zamana kadar izlediğim en iyi sawaş filmleri listemde ilk 3'e net bir giriş yaptı . oyunculuklar çok kaliteli , filmin konusu ise gerçekten kaliteli we güzel yaşanmış bir hikaye olması ise filmin anlamını kurgudan gerçek hayata taşıyor we film gözünüzde daha da büyüyor , okullarda sawaşmanın nasıl bir şey olduğunu , insanları öldürmekten daha önemli bir şey warsa onun da insanları kurtarmak olduğunu anlatan ders niyetine izletilecek bir filmdi . mutlaka izleyin derim :)
Bu filmi izledikten sonra bir kez daha savaşın ne kadar gereksiz bir şey olduğunu anlıyor insan. Çünkü bu hikaye gerçekten yaşanmış bir hikaye. Hayat kurtarmanın öldürmekten daha değerli olduğunu, savaşta eline silah almadan bile kahraman olunabileceğinin anlatıldığı muazzam bir hikaye… Filmin hikayesi beni oldukça etkiledi. Görsel efektleri ne kadar başarısız olsa da savaş sahneleri çok başarılıydı. Savaş atmosferini oldukça gerçekçi yansıtmışlar. Savaşın dehşetini ve korkunçluğunu iliklerinize kadar hissettiren bir yapım olmuş. Filmin oyunculukları da güzeldi. Sadece Hugo Weaving’e ayrı bir parantez açmak gerek diye düşünüyorum. Savaş gazisi baba rolünde oldukça başarılı bir iş çıkarmış. Özetle muazzam bir kahramanlık hikayesine sahip güzel bir film. 8/10
Sadece yalın gerçekleri anlatan tarafsız bir biyografi filmi. Savaşan tarafları ne kötülemiş nede yüceltmiş. Amerikan ordusu gözünden hareket etmemize rağmen propaganda sıfır, aynı şeklide karşı safta Japonlar olmasına rağmen "şeytanlaştırma" sıfır. Bunların da temel sebebi yönetmen koltuğunda Mel Gibson'un oturmasıdır. Bütün renkleri bir tarafa bırakıp Desmond Doss'un yaptığı yüce insanlık görevine odaklanmış. Kurgu ve oyunculuk iyiydi. Cast da oldukça sağlam oyunculara aitti. Başta Hugo Weavingi görünce tamam dedim ben zaten. Luke Bracey ve Sam Worthingtonu da es geçmemek lazım. Andrew Garfield da ortanın bi tık üstü oynamış açıkçası. Yada her filmde sürekli ağladığı için bana çok gerçekçi gelmedi. Milo Gibson da akraba kontenjanından girmiş kadroya :D makyaj ve dekor çok başarılı olmasına rağmen cgi ve fxler o kadar b*ktandı. Yani cep telefonunuza inen fx programları çok daha iyi performans sağladı. Onu görmezden gelirsek ise cümle başında dediğim gibi makyajlar oldukça başarılıydı. Savaşın gerçek yüzünü tüm çıplaklığıyla koymuş gibson abi. İzlemezseniz çok şey kaybedebilirsiniz.
Gerçek hikaye olmasa "Yok artık!" der, pek olumlu eleştiriler yapmazdım. Ama yaşanmış olduğu düşünüldüğünde otomatikman beğeniyorsunuz. İlk yarısı daha güzeldi ama. Savaş kısımları görüntüler güzel olmasına rağmen ilk kısım kadar etkilemedi beni. Aksiyondan ziyade insani durumlar daha çok ilgimi çekiyor. Bu sebeple ilk yarısından sonrası olmasaydı bile güzel film derdim.
Çavuşu kurtarırken eline silahı aldığında ateş edeceğini sanan tek kişi değilimdir herhalde :))
Bir diğer dikkatimi çeken de Desmond'ın dağdan askerleri indirdiği sırada 2 de japon askeri indirdiği fakat onların revire yetişemediği söyleniyor. Desmond'un çabalarına rağmen amerikan askerleri mi öldürdü yoksa aldıkları yaralar sebebiyle mi revire yetişemediler söylenmiyor.